Skip to main content

Almanya ve Fransa Seçimlerinin Ardından AB’nin Geleceğine İlişkin Olasılıklar

By AB Katılım Müzakereleri

TURABDER Başkan Yardımcımız  Doç. Dr. Zeynep Alemdar Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu’nun  “Almanya ve Fransa Seçimlerinin Ardından AB’nin Geleceğine İlişkin Olasılıklar” başlıklı toplantısına katılarak bir konuşma yaptı.

Dış Politika Forumu Direktörü Prof. Dr. Hakan Yılmaz’ın moderatörlüğündeki toplantıda Avrupa’nın ileri gelen düşünce kuruluşlarından Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Berlin Ofisi Başkanı ve Kıdemli Uzmanı Josef Janning ve Institut Montaigne Avrupa Birliği Uzmanı Morgan Guérin’in yanısıra Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Zihnioğlu da sunumlar yaptı.

Katılımcılar, TÜSİAD Konferans Salonu’nda Kasım 2017 Perşembe günü gerçekleşen toplantıda sivil toplum ve iş dünyasından katılımcıların sorularını da yanıtladılar.

Alemdar, Avrupa’nın içinde bulunduğu terör endişesinin, göçmen krizinin ve AB’nin kendi içinde yaşamakta olduğu yapısal sorunların, Türkiye-AB arasında gerilimli de olsa devam eden bir diplomatik ilişkiyi beraberinde getirdiğini ifade etti. 2017 Eurobarometre bulgularına göre, 2014 yılından bu yana ilk kez terörizmin ve göç sorununun Avrupa’da ekonomi ve işsizlikten daha büyük sorunlar olarak görüldüğünü belirten Doç. Dr. Alemdar, küresel ekonomide Çin’in payı büyürken, Avrupa’nın payının gittikçe daraldığını ifade etti. Bunun yanı sıra, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin popülist ve aşırıcı liderleriyle Avrupalılık değerlerini savunanlar açısından endişe verici olmaya başladığını kaydetti. Keza, İsveç ve Finlandiya gibi ülkelerde dahi ırkçı söylemlerin yükselişe geçtiğini belirtti. Tüm bu gelişmeler ışığında Avrupa değerlerinin tehlikede olduğunu söyleyebileceğimizi ve Brexit’in bir tür yeniden yapılanma çağrısı olarak okunabileceğini kaydeden Alemdar, Mart 2017’de açıklanan Beyaz Kitap’a yakından bakarsak Avrupa’nın geleceğine ilişkin üç senaryonun öne çıktığını belirtti.

İlk senaryonun Avrupa Birliği’nin yalnızca bir pazara dönüşmesi olarak özetlenebileceğini ifade eden TURABDER Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Zeynep Alemdar; uluslararası konularda iş birliği ya da vatandaşlık haklarında bir düzenleme öngörmeyen bu senaryonun AB liderlerinden pek destek bulmadığını kaydetti.

Ancak yine de bu senaryonun gerçekleşmesi halinde, Türkiye’nin AB üyeleriyle yalnızca ikili ilişkiler kurabileceğini ifade eden Alemdar, bu ikili ilişkilerin de kısa süreli krizlere daha az dayanaklı olacağını ve Türkiye için AB’nin hiçbir çıpa olma ihtimalinin kalmayacağını ifade etti.

İkinci senaryonun, AB’nin daha az alanda (inovasyon, ticaret, güvenlik, göç, sınır güvenliği gibi) daha etkin çalışması olarak formüle edildiğini; ancak bu senaryonun da AB’nin mevcut parçalı yapısını göz önünde bulundurursak, öncelikleri kimin belirleyeceği sorusunu cevapsız bıraktığını belirtti.

Bu senaryoda, AB’de hangi ülkelerin güvenlik, savunma, göç gibi alanlarda karar alacağının Birliğin Türkiye ile ilişkileri açısından da belirleyeci olacağını ve Türkiye’nin özellikle NATO ile ilişkilerinin de iyi gitmediği dönemlerde bölgesel güvenlik mekanizamlarına nasıl katılacağının belirsizleşeceğini iletti.

Üçüncü senaryonun ise, istekli üyelerin bazı politika alanlarında daha ileri entegrasyona gidebileceği çok katmanlı bir model öngördüğünü belirten Alemdar, bu senaryonun da bürokratik karar alma süreçlerini karmaşıklaştırmak ve vatandaşların AB’den faydalanma düzeyini vatandaşı oldukların ülkenin insiyatifine terk etmek gibi sonuçlar yaratabileceğini kaydetti. Komisyon başkanı Juncker’in 2017 Eylül ayında yaptığı konuşmaya bakılacak olursa, hâlihazırda üzerinde durulan senaryonun bu sonuncu senaryo olduğunu belirten Alemdar, yaşanacak dönüşümde Türkiye’nin nerede duracağını bugünden düşünmemiz gerektiğini ifade etti.

Yakın gelecekte Türkiye’nin de dahil olduğu bir genişleme sinyali göremesek de; göç, sınır güvenliği ve terörle mücadele alanlarının hem Türkiye’nin hem de AB’nin birbirlerine ihtiyaç duyduğu alanlar olarak var olmaya devam edeceğini kaydeden Alemdar, Türkiye’nin mülteci anlaşması, terör karşıtı koalisyon ve Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi başlıklarına odaklanması gerektiğini ifade etti. Uluslararası sistemin arafta olduğu, bir yanda akıl almaz teknolojik gelişmelere tanık olurken, diğer yanda popülist indirgemeciliğin seçmene bu denli cazip geldiği bir ortamda, Türkiye’deki AB dostlarının da beraber daha sıkı çalışması gerektiğini ifade etti. Bağlantı

 

Türkiye Avrupa Birliği Derneği Antakya’da idi

By Haberler

Türkiye Avrupa Birliği derneği, İktisadi Kalkınma Derneği ile işbirliği halinde Antakya Sanayi ve Ticaret odası üyelerine yönelik yürütmüş olduğu  programı aşağıda bulacaksınız. AB ile ilişkilerimizin bir çıkmaza girdiği bu dönemde yine de ilgi büyüktü.

           KONFERANSA DAVET                                    

Türkiye Avrupa Birliği Derneği (TURABDER) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV)19 Kasım 2017 tarihinde düzenledikleri “Son Jeopolitik Gelişmeler Işığında TürkiyeAvrupa Birliği İlişkileri“ konulu panelde  sizleri aralarında  görmekten mutluluk duyacaktır.

Son Jeopolitik Gelişmeler Işığında Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri

Tarih:18  Kasım 2017 Cumartesi

Saat:14:00 – 16:00

Yer::Erol Bilecik Kongre Merkezi, Adnan Menderes Caddesi No:3 Antakya TSO Karşısı

Program :

14:00 – 14:15              Kayıt

14:15 – 14:30              Açılış Konuşmaları

Hikmet Çinçin, Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı

Büyükelçi (E) Mithat Rende, TSKB Yönetim Kurulu ve TURABDER Üyesi

14:30 – 15:30              Panel

Panel Başkanı            Prof. Dr. Gül Günver Turan, TURABDER Başkanı

Panelistler            

Büyükelçi (E) Yusuf Buluç

                                   Ela Taşkın, Turabder Genel Sekreteri

Erkut Emcioğlu, Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) ve TURABDER Üyesi

            Çisel İleri, İktisadi Kalkınma Vakfı Araştırma Müdürü

 

15:30-16:00                 Soru – Cevap

17:00                           Heyet onuruna kokteyl                                 

Kısa, Orta ve Uzun vadede AB Türkiye İlişkileri

By AB Genişleme Politikası

Mutual distrust and interdependency, mix of conflict and cooperation are terms which have characterized  Turkey’s  relations with the Eu  for decades.

I have now been asked to look into my  crystal ball and talk about possible scenarios for Turkey in respect to its accession to the EU. Modelling scenarios can only rest on assumptions, on determining a time period for which the analysis will be valid.  These scenarios  need also be concomitant to those valid for the EU but one must also be reminded that scenario building  in a context of flux and uncertainty is not easy.

  1. I. Let us start with the short run, that is for this year and the coming year.  When we look at Turkey and try to describe what characterizes policies conducted three terms come to mind  mind:

Reshaping:  reshaping  the army, the judiciary system, the bureaucracy, the media, the NGO s  and now the educational system so that it will fit  the identity of the new Turkey that the present government wishes to build.

Boosting : to boost economic growth the government has made appeal to financial measure as yet never used. The government has expanded a credit guarantee fund guaranteeing loans banks write to businesses. This has been followed by large private credit expansion at the same time as the government continues its huge infrastructure projects, building roads, hospitals, subways and high-speed rail. Shot of steroids will continue with the use of the wealth fund when the effects of the credit guarantee fund will have worn out.

Shifting: Shifting of axis in foreign policy. Turkish foreign policy to-day  displays a fundamentally different pattern compared to previous governments. Shifting of axis is followed by what I would also call having now a loose anchor, having an erratic compass . We now drift away from the West, but at the same times messages sent are that we will not pull the  plug out. We focus ourselves to our  Muslim Middle Eastern neighbors but alienate ourselves from them by interfering in their domesitc affairs , talk of our belonging to the BRIC (Brazil, India, Russia, and China) countries , discuss becoming members of the Shanghai group. Drifting  back and forth in our narrative is never constructive. Foreign policy in Turkey is concentrated mostly on Syria, the PKK the Ydp and ISIS and keeping our borders safe.

When we look at the present state of the EU we see that the impact of the rise of nationalism, xenophobia and racism has caused a shift in member countries public opinion towards further enlargement.The geopolitical situation in the Middle East and North Africa which is driving millions of people from their homes causing millions to be displaced, seeking asylum causes fears and ends up with talks about border closure. Turkey is being viewed as a buffer zone between a supposedly peaceful EU and a crise ridden Middle East. The EU is also faced with  successive internal crises, crises  which started long ago such as the  rejection of the constitution, the eurozone crisis, the possibility of Grexit, the refugee crise, Brexit and rise of illiberal democratic tendencies  in some member countries  which causes fatigue and unwillingness in dealing with others desires

Under these circumstances  that is in the short run there can only be  growing enstrangement in the relations between the Eu and Turkey.  Enlargement can only be shelved. Members such as Portugal, Spain,  and Italy who were supporters of Turkey  are now mostly concerned about  recovering from the economic crise, the UK who was a fervent supporter of Turkey has during their referendum campaign  done a permanent volte face, northern member states Sweeden, Finland who had also supported Turkey now view negatively the democratic backsliding of Turkey . The new alliance built with Russia causes fear in the Balkans. The result is a strengthening of the  anti Turkey constituency.

In the short run I see no chance of any new dialogue between the EU and Turkey but I also think it unlikely that the EU will suspend the accession process….except if there is a reinstatement of the death penalty…

  1. II: What about the  medium term that is from 2019 to 2023

All will depend on the form the EU will have, on how the Brexit deal will have taken shape, on the turn  domestic and foreign policy in Turkey will have taken and how public opinion both in the Eu and in Turkey will view impending relations. If scepticism and opposition towards Turkey’s EU accession is still strong, there will be little chance for full accession. If in Turkey concerns over national sovereignty, fear of loss of moral values, discrimination on religious grounds and fear of territorial partition continues to be the main drivers of euroscepticism in Turkey, dialogue will be at a stand still.

If no full membership is in the agenda the  alternative could be what the Germans called a priviledged parnership,or  a form of associate membership In the political arena, no longer anchored to the EU, Turkey will be left to do what it wants. Depending on who would have won the elections in 2019 Turkey will have either moved to a full presidential system or a move back to a more democratic form of government which then would allow for new dialogues. Ties on the economic front will be strong , the customs union agreement will be renewed and modernized , Turkey would continue to be a strategic country for the EU for security and energy route reasons.

This medium term scenario would lead Turkey to move even more away from Europe. A divorce is more than painful whatever the settlement.

  1. III. As to the  long term, that is 25 to 50 years from now, what can I say. Most probably most of us who are here present  will not be there to see it….

Şeytanın Sözcülüğü

By AB Katılım Müzakereleri

Institut du Bosphore’un 7ci Kongresindeki panelde aşağıdakileri söylemiştim. Pesimisttim ama olumlu olmaya da çalışıyordum. Bakalım bu sene ne diyebileceğim…Gelecek blogumu ay sonunda sitemize yerleştirdikıten sonra okursunuz….

“Etre l’avocate du diable n’est pas chose facile surtout lorsque l’on est en face d’un diable à multiples têtes,  chaque tête se contredisant, cachant leurs intentions réelles, chacune semblant jouer un jeu dont on ne sait vraiment ce qui en résultera, voulant faire a sa tête alors qu’elles sont toutes reliées au même corps, à ce monde qui est a nous tous.

Les questions que je me pose et auxquels j’aimerai trouver des réponses satisfaisantes sont comme suit:

Ou en est L’UE en cette année qui s’annonce bien difficile avec une économie défaillante, des chômages accentués par une crise des refugiés, des migrants, possibilité d’un Brexit, des montées ultranationalistes, et une Commission qui se voit comme la dernière chance pour une Union unifiée.

Les membres de l’UE ne sont pas seulement sous le poids d’une crise domestique ou interne mais sous le poids d’une crise régionale et mondiale. N’arrivant pas trouver des solutions rapides a ces crises elle semble se fractionner Les tenants du retour a la nation augmentent. Je n en dirait pas plus long. Le sujet vient d’être traité.

Ce qui me fait arriver a posé ma deuxième question.

Est t’on aujourd’hui en face de ce que l’on pourrait décrire comme des contreparties logiques entre l’UE et la Turquie, ou doit on parler d’un marchandage aberrant comme le décrit avec presque les même termes le premier ministre Turc M. Davutoğlu et  les membres des partis d’oppositions des pays membres de l’UE.

L’UE se voit affaiblie et divisée et croit voire en face d’elle une Turquie en position de force ce qui est loin de refléter la vérité car elle aussi est divisée, isolée de ces alliés, affaiblie par ce qui se passe a l’Est du pays, le long de ces frontières, et concernées par une économie qui ralentit et causera une hausse du sous-emploi, faillite des petites entreprises et autres…

Lorsque l’on regarde ce qui est dit du projet d’accord conclu le 7 Mars dont les détails ont du être  affinés hier et aujourd’hui on voit que  l’UE conçoit ce qui est fait et se fera  comme des concessions, des concessions importantes  alors  que la Turquie voit ceci  comme ce qui lui est du, comme une accélération de son processus d’adhésion a l’UE chose qui aurait du se faire automatiquement mais qui aujourd’hui se fait en échange de son engagement à bloquer l’afflux de migrants et refugiés en Europe, a reprendre ce qui sont a leurs portes. Cela aboutit à la réponse suivante: C’est un marchandage qui est entrain d’être conclut mais je garde quand même l’espoir que cela pourrait aboutir à des conclusions  pouvant  doper les relations entre la Turquie et l’UE dans les années à venir.

Mais quels sont les véritables pensées des deux parties concernées au sujet de l’adhésion de la Turquie  à l’Union Européenne. 

La Turquie veut elle vraiment faire part de cette Union, veut elle vraiment être “Européenne”? Lorsque on la regarde on voit plus d’une Turquie. Une qui pense  qu’une démocratie musulmane  basé sur le modèle de la démocratie chrétienne pourrait se faire grâce à un ancrage démocratique guidée par l’UE mais qu’elle voit aujourd’hui en dérive. Une autre qui se moyen-orientalise de plus en plus pour des raisons diverses mais qui a été aussi influencé par le refus d’une candidature basé sur des critères qui ne sont d’ailleurs pas toujours remplit complètement même par les membres de l’UE. A ce moyen-orientalisation s’ajoute une dérive autoritaire et une fermeture politique du pouvoir politique. La lutte contre le terrorisme en montée dans le pays semble avoir donné a l’Etat carte blanche pour faire ce qu’il entend. On essaye de façonner le système judiciaire afin d’assujettir le judiciaire à l’exécutif, façonner aussi le système universitaire qui est un des derniers piliers à rester un lieu de libre parole. façonner toute la Turquie lui donnant ainsi un caractère plus moyen oriental qu’il ne l’était auparavant. S’éloigne t’on d’une démocratie pluraliste, ou dérivons nous vers un régime guidé par une majorité a caractère néo féodal les jours à venir nous le dirons plus précisément

Et que fait l’UE face à ces développements dans ce pays candidat à l’UE? S’accommode-t-elle à ce développement pour que le jeu du commerce puisse continuer? N’est ce pas d’ailleurs la raison pour laquelle la plupart des chapitres ouverts ne concernent en grande partie que les sujets économiques, comme le dernier chapitre ouvert, le chapitre 17 qui est consacré à la Politique Economique et Monétaire portant ainsi à 15 le nombre de chapitres ouvert sur les 35 existants. Comment expliquer pourquoi l’ouverture des chapitres 23 sur la réforme judiciaire et les droits fondamentaux et 24 sur la justice, la liberté et la sécurité n’ont pas fait partie des priorités  absolues au cours des négociations menées entre la Turquie et l’UE? N’est ce pas ces mêmes deux chapitres qui ont toujours fait partie des priorités absolues au cours des négociations menées avec d’autres candidats. Pourquoi ne pas énoncer à chaque fois les principes de Copenhague pour pouvoir adhérer a l’UE, le respect de droit et des droits fondamentaux dont la liberté de réunion et d’expression? La Turquie aurait été bien différente si cette duplicité dans nos relations n’avait pas existé. Ce qui me force a posé une question à laquelle je ne répondrai pas. Je vous laisse décider. La veut on vraiment démocratique?

Il me semble que l’UE semble mener les discussions avec la Turquie non pas comme si elle était un pays candidat a l’UE mais plutôt comme un pays tiers avec lequel on mène des négociations sur des sujets économiques qui tiennent au cœur des membres. D’ailleurs lorsque l’on examine le nouveau programme de 18 mois du Conseil le nom de la Turquie n’est cité que deux fois: une fois sur la possibilité de moderniser l’Union Douanière avec la Turquie et une seconde fois sur  le plan d’action sur la migration avec la Turquie. On ne parle ni de sa candidature, ni de son accession a l’UE, ni de l’ouverture de nouveaux chapitres.

Les pays membres de l’UE veulent elle vraiment une Turquie membre de l UE. Il me semble que la réponse aujourd’hui semble être tout simplement non. Cela n’est pas pour aujourd’hui ou demain. Est ce que la Turquie fait ce qu’elle a à faire pour devenir vraiment membre de l’UE? La réponse est la même : Non pas aujourd’hui, mais peut être demain.

J’aimerai terminer sur un ton plus optimiste. L’UE peut être imparfaite et on comprend très bien les critiques faites soit par la droite soit par  la gauche. Mais il  nous faut nous souvenir que les problèmes que nous faisons face sont plus régional, global que national. Sous les conditions actuelles, penser qu’un Etat omnipuissant pourrait trouver une solution a tout nos problèmes serait d’un irréalisme immense. Ce que vous avez de meilleur en ce moment est l’UE, gardez la intacte.

Et pour ce qui est de la Turquie, les statistiques démontrent qu’un plus grand nombre de la population Turque qu’elle soit de la droite ou non est pour une UE   Notre candidature et notre adhésion a l’Union ne devrait pas etre oubliee. Faites que les nouveaux chapitres qui seront ouverts si ce deal que certains voit comme immoral est conclu soient les chapitres 23 et 24. Finissons en de cette duplicite( ikili oyundan)

Je suis consciente que ce je viens de dire n’est pas tres satisfaisant, que ce sont des  wishful thinking, des exhortations à conserver de l’espoir. Ma presentation fait la part trop belle au constat negatif et pas assez au positif. In fine c’est un texte pessimiste et c’est probablement ce que ressent l’ensemble des participants que nous avons ici. Mais qu’y puis je?

Aurais je du tout changer.. Bien sur que non car c’est ma  perception et elle est aussi valable que d’autres. Il n’empeche que la tonalité de ce que j ai dit  est ce qu’elle est. In fine les optimistes restent confinés a une vision trop idyllique pour etre reelle. Mais le monde a besoin d’une dose d’irreel . Les montagnes ne sont jamais deplacées par le realisme et la notion du possible mais par le reve et la disruption des idées communement admises. Je n en ai pas encore entendue une ….”

 

Türkiye Avrupa Birliği Derneği Eskişehir’de idi

By Haberler

Turabder diğer adıyla Avrupa Hareketi Türkiye Konseyi Anadolu Üniversitesi ve Osman Gazi Üniversitesi öğrenci ve öğretim üyeleriyle beraber Tasigo Otelinde bir gün süren toplantıda bir araya geldi. Sabah göç, kadın sorunları, gümrük birliği anlaşmasının yenilenmesi, yargı bağımsızlığı, insan hakları,  güvenlik sorunları konularında öğrencilerle karşılıklı olarak görüşüldü. Öğlen yemeğinde onur konuşmacımız Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ile beraber olundu. Öğleden sonra üyelerimizden Büyükelçi Mithat Rende, İKV genel sekreteri Çiğdem Nas, yine üyelerimizden Doç.Dr. Deniz Şenol Sert ve Ipsa Başkanı ve  üyemiz Prof.Dr. Ilter Turan ile bir panelde buluşuldu. Panel başkanı Türkonfed Yönetim Kurulu üyesi Aydın Bandırma idi. Gün sonunda toplantıya katılanlara sertifikaları verildi.

Adalet, Özgürlük ve Güvenlik Konusunda önerilen Çözümler

By Katılımcı Demokrasi ve Sivil Toplum Diyaloğu

 Genel Sonuç : Avrupa Günü’nün World Café bölümünde Öğrencilerin Vurguladıkları Öneriler.

STK’ların Türkiye AB arasındaki ilişkisinde rolünü tartışırken öğrencilerden gelen çözümler:

  • Bütün STK’lar baskı grubu oluşturmalılar.
  • STK’ların bağımsızlığı için bir güvence (yargı&yasa) sağlanmalı.
  • STK’ların topluma daha fazla hizmet vermesi için devletten destek alması (FON)
  • Okularda STK bilincinin oluşturulması için STK rapor ve aktivistlerinin ( adalet-güvenlik- özgürlük alanında) tanıtılması ve genç bireylerde STK gücünün oluşması. Bireylerin, STK’ların devlet üzerinde yapabileceği baskı kuvvetine inanmalarıyla sivil toplum daha gelişecektir.
  • STK’ların özellikle barış süreci ile ilgili daha iyi medyatize edilmesi ve toplumdaki görünüş ve algının geliştirilmesi.
  • STK’ların lobi oluşturması (toplumsal farkındalığı arttırma) STK’ların üniversite ve lise bazında biçimlendirmek için.
  • Sosyal medya çalışmalarının yapılması
  • Bilgiye erişebilirliği arttırmak.
  • Uluslararası STK’lar ile işbirliği sağlayıp destek almak.
  • Uluslararası STK’lardan mentörlük alınabilir.
  • Uluslararası STK’ların Türkiye’de bir ayağı olmasını sağlamak
  • STK’lar ülkede seçim ve referandumları denetlemeli ve şeffaflığı sağlamalıdır.
  • STK’lar (ulusal ve uluslararsı) medya ve basın, ifade özgürlüğü konularında raporlar hazırlaöalı, Türkiye’de bu raporlar ışığında gerekenleri yapmalı.
  • Halk ile STK’lar arasındaki örgütlenle güçlendirilmeli
  • STK’lar ideolojik değil, kapsayıcı hareket ederek bağlantı kurmalı
  • 23 . ve 24. fasıllar kesinlikle açılmalı ve halk bu konuda bilgilendirilmeli.

Gümrük Birliği ve AB ile Ekonomik İlişkiler Konusunda Önerilenler

By Gümrük Birliği ve AB ile İlişkiler

                                            Genel Sonuç : Avrupa Günü’nün World Café bölümünde Öğrencilerin Vurguladıkları Öneriler

Gümrük Birliği’nin tüm getirilerinin yanısıra AB tarafından imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmaları, AB-Türkiye arasındaki ticaret ilişkilerinde Türkiye aleyhine adil olmayan rekabet  koşullar oluşturmaktadır.Türkiye Serbest  Ticaret Anlaşması yapılan ülkelerin mallarını AB üzerinden gümrüksüz alırken,bu ülkelere gümrüklü olarak mal satar.Bu adil olmayan ticaret koşullarının sürdürülmesi AB ‘nin kendi değerleriyle de uyuşmamaktadır.Bu nedenle bu anlaşmanın reforme edilmesi ve günümüz koşullarına uyarlanması gerekir.

AB’nin  Serbest Ticaret Anlaşmalarını  üyelik süreci veya ekonomik entegrasyon içindeki ülkelere de açık olarak imzalaması bir çözüm olabilir. Bir diğer çözüm önerisi ise Gümrük Birliği Anlaşması’nın reforme edilmesiyle Türkiye’yi yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’nın otomatikman taraflarından biri olmasını sağlayan bir düzenlemenin yapılmasıdır.Böylece Türkiye Anlaşmanın bir paydaşı olarak yasal bir statüye ulaşabilir.

Gümrük Birliği’nin  tarım, hizmet sektörü ve kamu alımları kapsamında  genişletilmesi  belli sektörlerde önemli  katkı sağlayabilir ve ticaret hacmini geliştirilmesi adına olumlu bir adımdır.Ancak Türkiye,bu dönüşümün kendi üreticisine getirebileceği dengesiz rekabet koşullarını önlemek için etkili bir destek ve koruma politikası geliştirmelidir.Daha uyumlu ve sorunsuz bir ekonomik ilişki koşullarının oluşması adına  dış ticarete ilişkin konularda karar alma mekanizmalarında  Türkiye’ye de yer verilmesi bu süreçleri destekler. Türkiye bunlara ek olarak  dış ticaretini  geliştirmek için yeni ilişkiler geliştirerek yeni pazarlar bulmalıdır.

MADDELER:

1)AB’nin ilk amacının ekonomik,  free circulation olduğunu unutmamak gerekir.

2)Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve genişletilmesi, ülke içi ve dışı diğer kurumların gelişimine ve globalleşmesine yardımcı olur.

3)Önce,Türkiye dışa bağımlı olmamak için kendi iç ticaret sıkıntılarını, tarıma  verilen incentiveleri (özendirici) halletmeli.

4)En temel olanak yeni bir tarım reformu, çiftçiye verilen fırsatların ve kotaların yeniden değerlendirilmesi gerek.

5)Tarımsal ürünlerinde ihracatının genişletilmesi.

6)Bu genişlemenin sadece Gümrük Birliği ile değil, Avrupa Birliği  dışı bölgeler  ile de ekonomik ilişkilerin sürdürülmesi.

7)Türkiye’nin üretim kapasitesinin yüksek olduğu alanlarda anlaşmanın genişlemesi.

8)İç piyasada tarım ve sanayide üretimin teşfik edilmesi.

10)Türkiye’nin tarım ve hizmet sektöründe rekabetçi piyasasının AB’ye açılması iki taraf içinde karlı olacaktır.Ayrıca bu şekilde AB ile tarım politikaları uyumlaştırılacak ve AB pazarında rekabet gücü artacaktır.

11)Paralel bir Serbest Ticaret Anlaşması yapılmasının,prosedürlerin  daha hızlı gitmesinin faydası olacaktır.Öyle bir madde gerekli ki, 3. Ülkelerle serbest ticaret anlaşması imzalanırken AB tarafından, Gümrük Birliği ülkelerinin  de bu anlaşmanın (istek dahilinde ) bir parçası olduğunu belirtmeli.

9)AB’nin STA imzaladığı 3. ülkelerle Türkiye Anlaşma yapmadığı takdirde bu ülkenin malları Türkiye’ye gümrüksüz girebilmektedir. Bu durumu önlemek için Türkiye bu ülkelerle  STA imzalamalı, ayrıca AB’nin bu ülkelere yaptığı STA müzakerelerine de katılması sağlanmalıdır

12)Anlaşmanın kapsamı genişletilmeli,bu kapsama Türkiye gelirinin %70 ini oluşturan hizmet ve tarım sektörü dahil. Aynı zamanda kamu ihaleleri de rekabet edilebilir  hale getirilip bu kapsam genişletilmeli.

13)Genişletilmeye ek olarak ticaret anlaşmalarının da dahil edilmesi

14)Hizmet sektörünün ticaretinde vergi, rekabet koşulları gibi konularda hukuki bir zemin oluşturulması.Hizmetin gümrüksüz dolaşabilmesi, hizmetin kontrol altına alınması ve böylece neo-liberal ekonominin sosyal eşitsizlik yaratmasını engellemek.

15)Gümrük Birliği reform edilmeli.Çünkü Türkiye’ye AB ile anlaşmalı olan ülkelerin malları gümrüksüz girebiliyorsa;Türkiye’ninkiler de Meksika veya Kanada pazarına gümrüksüz girip rekabet edilebilmeli.

16)Modernize edilmeli, eksikler var çünkü.Gümrük Birliği’nin asimetrik yapısı,Türkiye için ekonomik anlamda sürdürülemez.Anlaşmanın hal,mekanizmasının kurulması ve vize sorununun çözülmesi gerekiyor.Yetki,değerlendirme raporunda Komisyon, AB  pazarı ve Türkiye için ölçümünü yaptı.

17)Etki analizinin ,Gümrük Birliği’nin reforma girmesi durumunda, daha iyi yapılması ve açıklanması gerekir.Getiriler ve götürülerin çok daha detaylı tartışılması gerekiyor.

18)Gümrük Birliği anlaşmasının günümüz koşullarına göre düzeltmeler ve regülasyona tabi tutulması.

19)Türkiye’de yapılan tarım ve sanayi reformları,yatırım ve kalkındırmalar devam ederken, dış ticaret hacmini büyütecek adımlar atılmalı.

20)Ekonomik ilişkilerimiz Avrupa’yla  yoğun olduğu için Gümrük Birliğine Adil yarış koşulları getirerek genişletilmeli.

Yargı ve Temel Haklar Konusunda Ortaya Çıkan Öneriler

By Fasıl 23 Yargı Reformu ve Temel Haklar

Çıkan öneriler  üç başlıkta toplanmıştır

1. 15 Temmuz sonrası gelişmeler ve OHAL ile ilgili önerilere bakıldığında en çok altı çizilen önerinin OHAL’in bir an önce kaldırılması ve uygulandığı sürece de hukuk devletine uygun icra edilmesi olmuştur. Katılımcılar, OHAL’in keyfi bir düzen olmadığını ve bunun da Türkiye’nin tarafı olduğu insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, anayasa ve yasalara uygun bir biçimde yürütülmesi  gerektiği belirtilmiştir. Bununla beraber kapsamı OHAL’in gerektirdiği meseleleri aşan KHK’ların iptal edilmesi ve bunlarla ilgili evrensel insan hak ve özgürlüklerine uygun düzenlemeler yapılması da öneriler arasında yer almıştır.

2. Terörle mücadele konusunda öne çıkan öneri, Türkiye’nin terör tanımını ve terörle mücadelenin kapsamının sınırlarını dar ve net bir bakış açısıyla çizmesi gerektiğidir. Göç konusunda olduğu gibi, terör konusunda da Türkiye’nin Avrupa’yla ortak bir düzlemde buluşabilmesi ve mümkün mertebe geniş bir konsensüs elde edilebilmesi için çalışmalar yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu amaçla işbirliğini öne çıkaran bir dilin hakim olmasının önemi üzerinde durulmuştur. İç politikada da Türkiye’nin terörle mücadelede şiddete başvurmamış kişileri serbest bırakılmasının ve terör mağdurlarının ailelerinin desteklenmesinin gerektiği belirtildi.

3. Masalarda tartışılan ve önerilerin yoğunlaştığı son konunun ise temel hak ve özgürlükler ve hukuk devleti olmuştur. Bu noktada katılımcılar özellikle Hakimler Savcılar Kurulu ve Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargı organlarının bağımsız ve tarafsızlığının fiiliyatta sağlanması gerektiğini ve bunun için anayasal düzenlemelerin gözden geçirilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. AGİT gibi uluslararası kuruluşların  raporlarının dikkate alınması gerektiği ve bu durumda Avrupa’ya karşı sıkça dile getirilen ve Türkiye’nin hak ve özgürlükler konusunda hiç bir sorunu olmadığını iddia eden argümanların daha gerçekçi olacağının altı çizildi. Bununla beraber AİHS sözleşmesinin ek protokollerine taraf olunması, seçim barajının indirilmesi, basın ve akademik özgürlüklerin garanti altına alınması gibi güven arttırıcı adımların atılması istenmiştir.

AB Gününde Göç Meselesinin İncelenmesi

By Göç ve Mülteciler

 Genel Sonuç : Avrupa Günü’nün World Café bölümünde öğrencilerin göç konusundaki Önerileri

Göç ile ilgili olarak tartışılan ilk konu Avrupa Birliği’nden gelecek olan fonların kullanımı ile ilgiliydi. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, gelecek fonları Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, AFAD’a aktarılmasını istemesi ile ilgili olarak iki görüş öne çıktı: AFAD’ın fon kullanımında şeffaflığın nasıl sağlanacağı ve halihazırda göç ile ilgili gerekli yeni politikaların artık afet ya da acil durum olarak anlaşılmaması gerektiği. Ayrıca bu fonların tüm sığınmacılara ulaşılabilir hale getirilmesi gerektiği de görüşler arasındaydı. Katılımcılar, denetimli bir sivil toplum aracılığıyla, bu fonların etkin kullanılması için neler yapılması gerektiğini tartıştılar. Özellikle 18 yaş altındakilerin entegrasyonunu sağlamak adına eğitime ve genel olarak sağlık ve sosyal güvenliğe fon ayrılması gerektiği konusunda hemfikir olundu. Buna göre:

  • Fonların tek bir elde toplanmaması;
  • Denetim konusunda Avrupa Birliği ve Türkiye’den, kamu ve sivil toplumun birlikte oluşturduğu kontrollü bir denge-fren sisteminin geliştirilmesi;
  • Gelen hibenin barınma, eğitim, istihdam, sağlık, vb. alanlara ayrılması; çalışma konularının belirlenerek bütçelenmesi; dağılımın raporlanması ve değerlendirilmesi;
  • Denetimlerin bağımsız bir komisyon tarafından denetlenip yönetilmesi;
  • Öncelikli alanların çocukları kapsaması;
  • Eğitim alanında dil eğitimi, mesleki oryantasyon, kadınlara yönelik eğitimler (girişimciliğe teşvik) ve çocuklar için okul öncesi temel eğitim ve ilkokul eğitimi konularında geniş ölçekli bir politika oluşturulması ve uygulanması;
  • Geçici koruma altında kayıtlı Suriyelilerin yarısını 18 yaş altı bireyler oluşturduğu bilgisine dayanarak, bu kişilerin topluma kazandırılmaları için eğitimde gerekli adımların atılması; özellikle lise çağındaki çocuklar için müfredata Arapça dil eğitimi eklenmesi;
  • Annelerin çocukların eğitimindeki önemli rolü göz önüne alınarak, kadınlara mikro krediler verilmesi;
  • Göçmenlerin özellikle Anadolu’nun kalkınmasındaki rolünü artırmak adına, bölgesel olarak rekabetin az olduğu yerlerde iş kolları kurulması;
  • Göçmenlerin iş piyasasında iş kollarına göre ayrıştırılması;
  • Eğitimli göçmenlerin (özellikle entegrasyonda yaygın etkisi olacak olan doktor, öğretmen, vb.) denklikleri konusunda süreçlerin iyileştirilmesi;
  • İstihdam konusunda çalışma izni alımının kolaylaştırılması; kadınlar için İSMEK benzeri pozitif ayrımcılık içerecek kursların oluşturulması;
  • Eğitim sistemine adaptasyon, mesleki eğitim ve Türkiye toplumundaki Suriyeliler hakkında yaygın dezenformasyona karşı iki yönlü ve kapsamlı bir entegrasyon politikası oluşturulması;
  • Göç konusunda deneyimli ülkelerden iyi örnekler alınması ve entegrasyon politikasının aşamalarını belirlemede bu fikirlerden faydalanılması;
  • Sadece Suriyelileri değil, iç göç, dış göç ve diğer ülkelerden gelecekte gelme olasılığı olan sığınmacıları da kapsayan sürdürülebilir bir göç politikası tartışmasının başlatılması.