Skip to main content

Hollanda 6 aylığına Başkan

By Haberler

Ön sıradan başlayıp soldan sağa geçildiğinde Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ve AB Komisyonunun diğer üyeleri 7 Ocak 2016 tarihinde Hollandanın Konsey başkanlığı için grup fotografı çektirdiler. Fotograf AP

http://www.eeas.europa.eu/delegations/index_en.htm

Türkiye-AB Bakanlar Düzeyindeki Siyasi Diyalog Toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi

By Haberler

Türkiye-AB Bakanlar Düzeyindeki Siyasi Diyalog Toplantısı, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Mogherini ile Genişleme ve Komşuluk Politikasından sorumlu AB Komiseri Johannes Hahn’ın katılımlarıyla 25 Ocak 2016 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi.

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde mevcut durumun kapsamlı biçimde değerlendirildiği toplantıda, 29 Kasım Türkiye-AB Zirvesiyle ilişkilerde yakalanan ivmenin sürdürülmesine ilişkin önümüzdeki dönemde atılması gereken adımlar da ele alındı. Bu kapsamda, 29 Kasım’da gerçekleştirilen Zirve’nin ardından ikinci Türkiye-AB Zirvesi hazırlıklarına ilişkin görüş alışverişinde bulunulan toplantıda, her iki tarafı da yakından ilgilendiren göç krizi, vize serbestisi diyaloğu, PKK terörü ve diğer terör örgütleriyle mücadele konuları ele alındı. Toplantıda, bölgesel ve uluslararası konularda da görüş alışverişinde bulunuldu.

Kaynak: http://www.ab.gov.tr/index.php?p=50180&l=1

Avrupa’nın Kadını Ödülü/ Avrupa Mediasının Kadınları

By Kadın Sorunları

Woman of Europe Award / Women of Europe Network
With the aim of reviving the Woman of Europe Award, interested EMI members have met and shared ideas to prepare a new proposal for a Woman of Europe project:
Mission statement
Realising that the role of women in the European project remains largely unrecognized, the European Movement Woman of Europe Award aims to highlight the contribution of women in advancing the project of European unification, and to increase the involvement of women in European integration.
Woman of Europe Award
To this end, it aims to set up a European-level Woman of Europe Award and an adjoining Women of Europe Network composed of women active in European integration. The Award will honour women that strive or have strived to advance the European project, in their professional or private capacity.
Women of Europe Network
The network will bring together the European winners and nominees, as well as previous national winners, the women- and gender equality networks of the EMI’s International Associations as well as women networks of project partners. The network is inclusive, pro-European, and open to all genders. It aims to create linkages, share experiences and promote exchanges between women who work on European integration to enable them to increase their involvement in the European project.
Involvement of the European Movement
This project serves four goals that are important for the European Movement: it will recognise women for their contribution to the European project and aim to increase their role; it will stress the important values of human rights and gender equality; it will increase awareness of the work the European Movement International and its members undertake in the effort to advance European integration; and it will create new linkages between existing networks.
Action plan
To set up the proposed Award and Network, a Steering Committee will be formed, consisting of 6 members: the EMI Secretary General, one EMI staff member, and two representatives each of the National Councils and International Associations. They will undertake the following actions:
o Build partnerships with a leading European women’s organisation; a media partner; and an institutional partner;
o Raise funds (via sponsorship) for the organisation of the Award ceremony, the Award itself (possibly in-kind), and the set-up of the network;
o Organise the first Award ceremony and the adjoining Women of Europe Network, provide the enabling structures for a self-managing network, set up a database, and organise a first meeting in the margins of the ceremony;
o Collect nominations and form a jury to select the winner of the 2016 or 2017 Woman of Europe Award. Each member organisation can put forward one nominee, as well as (members of) the partnering women’s organisation (tbd). Eligible to be nominated are women who, in their professional or private capacity, strive or have strived to advance the European project.
All EMI members are invited to express their interest in the project and to join the project preparations.
Submitted for adoption by
EM Norway, EM Ireland, EM Germany, EM France, EM Serbia, AFEM, CESI, ALDE (ALDE GEN), CEMR.

Altıncı Boğaziçi Zirvesi

By Haberler

9-11 Aralık tarihlerinde Uluslararası İşbirliği Platformu TİM ev sahipliğinde “Daha Az Yoksulluk, Daha Fazla Refah” temalı bir toplantı düzenlemiştir. 80 Orta Doğu, Kuzey Afrika, Türk Cumhuriyetleri, Asya, Avrupa, Amerika ve Balkan ülkesini bir araya getiriyor. Zirve, ekonomik, siyasi, bilimsel ve kültürel alanlarda sonuç odaklı diyalog yaratmak ve işbirliklerinin kurulmasını sağlamak üzere siyasetçileri, genç liderleri, iş dünyasını ve öncü girişimleri tek çatı altında topluyor Yoksulluğu yok etmek ve refah taban seviyesini büyütmek için sanattan spora, eğitimden enerjiye, teknolojiden ekonomiye her alanda yapılabilecek çalışmalar irdelenmiştir.

Ek Bilgi için bakınız: http://www.bogazicizirvesi.org/en/default.asp  ve www.uipistanbul.org/

Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki durum ve akademisyen grubunu hedef alan adımlar konusunda A.B.Sözcüsünün açıklaması

By Haberler

Türk akademisyenlerin Türkiye’nin Güney Doğusu’ndaki olaylarla ilgili imzaladıkları bildiriye karşı alınan tedbirler son derece kaygı vericidir. Gözaltı durumu sona ermiş, ancak akademisyenlere karşı uygulanan süreç devam etmektedir.

PKK eylemleri ve 14 Ocak tarihinde Çınar Polis Karakolu’na yapılan dahil her türlü terör saldırısını şiddetle karşısında olduğumuzu bir kez daha vurgularken, terörle mücadelede, insan hakları ve insani hukuk dahil, uluslararası yükümlülüklerin eksiksiz olarak yerine getirilmesinin önemini bir kez daha belirtmek isteriz. İfade özgürlüğü, Kopenhag Siyasi kriterlerine uygun olarak korunmalıdır; Tehditkâr bir ortam ise [bu anlayışa] ters düşmektedir.

Türkiye’nin, yürürlükteki kanunlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde güvence altına alınan Avrupa standartlarına uygun olarak uygulamasını bekliyoruz.

AB, çok sayısıda insanın yaşamına mal olan bu çatışma ortamının bitirilmesinde Kürt Barış Süreci’nin tek yol olduğuna dair güçlü kanaatini ve bu yönde atılacak her türlü adıma destek vermeye hazır olduğunu bir kez daha ifade eder.

Kaynak:16.Ocak 2016 http://avrupa.info.tr/tr/bilgi-kaynaklari/haber-arsivi/news-single-view/article/abden-tuerkiyenin-gueneydogusundaki-durum-ve-akademisyen-grubuna-karsi-atilan-adimlarla-ilg.html

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır AB Komiserleriyle Görüştü ve Brüksel Ziyaretini Tamamladı

By Haberler

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır, AB Komiserleri ile temaslarda bulunmak üzere 15 Ocak 2016 tarihinde Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştirdi.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır Brüksel ziyareti çerçevesinde, Enerji Birliğinden sorumlu AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic, Ticaretten sorumlu AB Komiseri Cecilia Malmström ve Dijital Ekonomi ve Toplumdan sorumlu AB Komiseri Günther Oettinger ile ayrı ayrı görüşmelerde bulundu.

Bakan Bozkır’ın, Enerji Birliğinden sorumlu AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic ile görüşmesinde, 15 Nolu Enerji faslının açılmasına yönelik yürütülen çalışmalar ve 28-29 Ocak’ta Türkiye’de yapılacak Türkiye-AB Üst Düzey Enerji Diyaloğu toplantısı hakkında istişarelerde bulunuldu. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Sefcovic ile yapılan görüşmede ayrıca göç krizi, Kıbrıs sorunu ve büyük enerji projeleri de ele alındı.

Bakan Bozkır’ın, Ticaretten sorumlu AB Komiseri Cecilia Malmström ile bir araya geldiği toplantıda ise, Türkiye-AB Gümrük Birliğinin güncellenmesi, AB ve ABD arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) Anlaşması’nın olası etkileri ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi ile TTIP sürecinin eşgüdüm içerisinde yürütülmesi konuları görüşüldü.

AB Komiserleri ile yaptığı görüşmelerde müzakere sürecinin doğal seyrinde sürmesi için çalışmaların eşgüdüm içinde yürütülmesi gerektiğini belirten Bakan Bozkır, AB Komiserlerinin Mart ayında Türkiye’de düzenlenecek Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısına katılımlarının önemini vurguladı.

Programının devamında Bakan Bozkır ayrıca medya temsilcilerine mülakatlar verdi.

Kaynak: http://www.ab.gov.tr/index.php?p=50170&l=1

EMint’in AB güvenliği konusundaki görüşleri

By Savunma ve Güvenlik

BağlantıSecurity Policy Position

– Draft for first discussion –

The European Union currently finds itself in a strategic environment that has changed fundamentally over the past years. The international system is in flux, with shifting power balances, the emergence of new actors on the global stage, and new threats to Europe’s security. The EU now faces the ongoing conflict in Ukraine, civil war in Syria, terrorist attacks on its own territory, radicalisation, a refugee crisis, cybercrime, climate change, and energy dependency, to name but a few of the most pressing issues.

In our multipolar and globalised world, these challenges cannot be solved at the national level but require cooperation. The economic crisis and ensuing reductions in defence and security budgets only underscore this. To protect Europe’s interests both at home and abroad, the European Union offers the best forum for cooperation on defence and security issues.

However, the current crises have revealed the limited capacity of the EU in crisis management, and oblige it to formulate a better response to the ongoing security crisis urgently. Furthermore, the EU heads of state seem reluctant to develop a comprehensive and coordinated response to the different challenges Europe faces. European citizens however expect concrete answers in the short, medium and long term to the current security challenges. In order to develop a common and effective European response to the various security challenges that it faces, the EU needs to:

·       Strategise and prioritise

High Representative Federica Mogherini will prepare an EU Global Strategy on Foreign and Security Policy, to be presented by June 2016. This strategy should be realistic, streamlining the existing strategies and policies and set top priorities that all Member States share and should adhere too. A European White Book on Defence should be developed following on this strategy, in order to concretise the priorities in terms of capabilities.

·       Speak with one voice

The strategising and prioritising exercise undertaken by Federica Mogherini will not ensure effective and common action unless there is political will in the Member States to cooperate and devote resources to common action. It will only have impact if Member States actively convey a joint message and pursue the same priorities, also in other international fora.

·       Use existing provisions and tools

The Lisbon Treaty contains several articles that have never been implemented, such as articles 20.2 on enhanced cooperation, 44 on the flexibility provision, and in particular 46 on Permanent Structured Cooperation. The first invocation of article 42.7 on mutual assistance by France should be used to further develop concrete security and defence cooperation. The actual deployment of the existing EU Battlegroups would also be a step in the right direction.

·       Complete the single market for defence

The completion of the single market for defence, following on existing Commission plans, is an important element for a closer integrated and more competitive defence industry, as well as civilian and military synergies in research and technology. It will ensure a more efficient use of resources in times of austerity, while increasing Europe’s capability to face security challenges.

·       Explore new areas of defence cooperation

Fully exploiting the above options is not enough to respond to the challenges Europe faces, and new areas of the defence cooperation should be explored. Increased cooperation in the field of cybercrime in the form of a Cyber Command could be a start, as well as the setup of a permanent civil and military headquarters. Following on the above steps, the concept of a European army in the form of pooled capabilities and harmonisation among EU armed forces should be pursued, with special attention to the right of civilian and military personnel.

Coordinated, impactful and joint action is needed to respond to the ongoing security challenges and future challenges. An immediate response is key, and in this light short-term and practical measures, using existing policies, tools and treaty provisions should be prioritised. With that in mind, however, only deeper integration in the field of defence and security policy will allow the European Union to maintain its military capabilities, strengthen its global position and permanently ensure its security.

EU Global Strategy on Foreign and Security Policy: what should it contain?

The EU Global Strategy on Foreign and Security Policy is currently being prepared by High Representative Federica Mogherini. This strategy should start from the core function of the European Union: ensuring peace and security on the European continent, whilst respecting European values. Furthermore, it should decide on a limited set of key priorities. These key priorities can include different sub-priorities or themes. Without pretending to present an exhaustive list, the following elements should be addressed throughout the strategy:

  • Migration

Addressing the current refugee crisis in Europe asks for a focus on the causes of the refugee flows. There is a clear security dimension in addressing those conflicts that result in the displacement of people, such as the war in Syria. The implementation of the so-called EU Agenda on Migration should be fully coherent with the overall direction of EU foreign policy.

  • Neighbourhood

Structuring relations with Europe’s different neighbours and partners should form a key part of the strategy. The recently reviewed European Neighbourhood Policy should, as is intended, be closely integrated in the EU Global Strategy, and its policies should be in line with the overall strategies set for EU security and foreign policy.

  • Climate

Climate change and security are closely interwoven. Not only does global warming pose a direct threat to Europe – for example in the rising sea level – the impact of global warming is often aggravating existing tensions and security problems elsewhere, not in the least in the form of mass population displacement, for example through droughts, water shortages, and poor harvests. Climate change is one of the key challenges that no state can solve by itself, thus asking for closer cooperation on a higher level.

  • Energy

Energy plays a role in many of the conflicts in Europe’s neighbourhood and has a strong geopolitical aspect. Europe’s energy dependency makes it vulnerable, and diversification and integration of European energy markets is therefore important. Externally, cooperation in energy matters might have a positive effect on current conflicts, and continuing to purchase Russian gas, in addition to diversification, will put the EU in a stronger position vis-à-vis Russia.

Sivil Toplum ve Devlet

By Katılımcı Demokrasi ve Sivil Toplum Diyaloğu

Plus de 25 pays étaient représentés par des associations de la société civile  dans ce Troisième Congrès du Dialogue Sud-Nord Méditerranée organisé à Tunis entre le 7 et 9 Juin 2012 et portant  sur le partenariat qui pourrait exister entre « la Société civile et l’Autorité ».

Ce dialogue entre les représentants des sociétés civiles des deux rives de la Méditerranée et les institutions nationales et régionales développant des programmes dans la région avait été lance pour la première fois en 2004 par le Mouvement Européen International (MEI), une organisation internationale créé au lendemain de la seconde guerre mondiale. Le but de ce premier congrès était de promouvoir des projets concrets dans les domaines de l’éducation, la formation professionnelle, les migrations, les investissements, l’emploi et d’assurer la participation active de la société civile aux  processus politiques et décisionnels. La Déclaration d’Alger contenant un plan d’action pour une vision commune du futur  fut ainsi signée en Février 2006.

Le congrès qui a pris place à l’hôtel Ramada Plaza à Gammarth au bord d’une plage dorée a duré deux jours et demi. La coopération dans les domaines de la mobilité des personnes, de l’éducation et de la formation, celle du domaine culturel, des domaines économiques et sociaux furent discutées dans  six ateliers parallèles. Les questions posées concernaient la forme de partenariat qui  pouvait être mis en place,  comment développer le rôle de la société civile et comment les réseaux méditerranéens des organisations de la société civile pouvaient être améliorées.

Les propositions et recommandations qui ont résulté de ces ateliers peuvent être résumées comme suit :

  1. les sans voix doivent être entendues, représentées dans les associations représentant la société civile,
  2. des liens étroits tels que des jumelages devraient être formés entre Ngo nationaux, régionaux et internationaux,
  3. L’indépendance des Ngo vis-à-vis  de l’état, même si subventionnés et crées  par eux, devrait être assurée.
  4. Une société civile vigilante contribuant  à l’instauration d’une vraie démocratie dans les pays concernés doit être développée.

Mais ce qui fut intéressant furent les conversations tenues en privé avec les participants. On parlait de la fin des régimes policiers et prédateurs, de la fin de la rotation biologique, dynastique et non démocratique, de la nécessité de mettre fin à une économie du « clan » ou le système public était démantelé.   Mais on craignait aussi l’instauration de nouveaux  régimes autoritaire récupéré par l’armée, ou dominé par des tendances extrémistes.

La disparité des revenus dans les pays vivant ce soi disant printemps facilite la montée de l’islam militant qui éduque, fractionne, organise, endoctrine  les populations par le biais de  multiple associations  caritatives. En Tunisie près de 250 associations auraient vu le jour en un an, et on nous dit que plus de 500 sont actives. On y préconise le retour à la sharia, au mariage multiple. On parle de changer le Code du Statut Personnel,  ces lois progressistes tunisienne  promulgées en 1956 qui visait  à instaurer l’égalité  entre  la femme et l’homme et qui abolissait  la polygamie, permettait le divorce via une procedure judiciaire et le mariage sous consentement mutuel. Aujourd’hui le heurt entre ceux se voulant progressistes et ceux se disant islamistes et ayant des mentalités conservatrices a pris de l’ampleur.  Tout en aidant les couches sociales les moins favorisées ces mouvements sont actifs politiquement non seulement en Tunisie mais aussi dans le reste du Maghreb, l’Afrique Musulmane, la Lybie et l’Égypte et tout le proche orient. Le danger réside dans le fait que ces organisations arrivent à prétendre incarner, représenter  l’ensemble  des citoyens.

Quelle que soit ces associations représentant la société civile et la volonté des citoyens, on en vient à se demander quelles sont les liens qui les relient à l’État. Reçoivent elles le support de l’État, émanent t’elles d’elle ou sont t’elles en confrontation avec ce pouvoir public.  Lorsque l’on analyse les relations qui peut exister entre ces organisations et l’état on peut constater les développements suivants. La plupart du temps les  associations civiles à caractère nationale s’allient à des associations à caractère internationales pour  faire pression sur l’État vu comme répressif  pour revendiquer des changements.  L’État, a son tour et bien souvent se défend en reniant, répudiant les dites violations ou  critiques. Les groupes défendant les droits qu’ils revendiquent continuent à rendre public les violations. Finalement les pressions nationales et internationales forcent le gouvernement à faire des changements, des améliorations tactiques pour alléger les pressions. Pour donner fin aux criticismes domestiques et internationales des nouvelles institutions sont formées, les règles ou lois ayant les normes requises sont acceptées. La dynamique de l’expansion de cette stratégie peut aboutir à des changements. Mais ces changements restent la plupart du temps des changements de forme mais pas de fond. Un processus,  un phénomène d’indigénisation de certaines de ces valeurs, de ces reformes  nouvellement acceptées font qu’elles sont interprétées, institutionnalisées différemment avec des détournements qui ne correspond pas à leur sens originel. Entre le dire et le faire, entre les textes rédigés et appliqués il peut y avoir  un gouffre.

D’où dans un monde ou on parle de globalisation économique, de globalisation politique et culturelle que se passera t il véritablement ? Clash des civilisations différentes? Éloignement et isolement ? Ou acceptations des différences culturelles et autres et intégration soulignés par ces différences? Le temps décidera…

İklim Konferansında En Kritik Konular Belirsiz

By Haberler

Kyoto Protokolü’nün ne kadar etkili olduğu uzun yıllardır tartışma konusu. Nitekim bugün sadece 38 ülke Kyoto’ya yönelik hedef belirlemiş durumda ve bu sayı dünyadaki toplam emisyonun sadece yüzde 12’si. Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan resmi belgelerde de Kyoto’nun uluslararası boyutta iklim değişikliği ile mücadelede yetersiz olduğunun vurgulandığını belirtmek gerekir. Hatta bu yıl, Paris müzakerelerinin, Kyoto Protokolü’nün kabul edilmesi için yürütülen müzakere sürecinin aynı etkisiz hali gibi olduğu yorumları oldukça yaygın.

Gelinen noktada 195 ülke, yaklaşık 40 bin delegasyon ile 30 Kasım-11 Aralık 2015 tarihlerinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 21’inci Taraflar Toplantısı (COP 21) kapsamında Paris’te bir araya geldi. Amaç, küresel ısınmanın 2 dereceyi aşmayacak şekilde tutulmasına yardımcı politikaları oluşturmak ve bu amacın çerçevesini çizecek, 2020 yılından itibaren geçerli olacak yeni iklim değişikliği anlaşmasını imzalamak. Ancak sonuçlar, bu 2 derecenin altında olacak bir küresel ısınmanın olmayacağı yönünde. Paris’teki müzakerelerde de bu en büyük sorun.

Ayrıca COP 21’in ilk haftasında ADP (The Ad Hoc Working Group Platform For Enhanced Action) taslak metni açıklandı. Müzakereleri yürüten yan organ olarak “Durban Platformu” kapsamında kurulan ADP, bir bakıma konferansın ikinci haftasına yönelik yasal süreci başlatmakta. ADP taslak metni sözleşmeye yönelik karar organı olan Taraflar Konferansı’na (COP) 5 Aralık 2015 tarihinde iletildi. Buna rağmen, taslak metin içinde paranteze alınan başka bir ifade ile ikinci hafta müzakereye açılması istenilen konular da mevcut. Bunlar “insan hakları”, “göç (migration)” ve “yerel halklar” ifadeleri. Bu ifadelerin yeni anlaşmada yer alıp almayacağı sorusuna ilişkin henüz net bir yanıt yok.

Göç konusunun anlaşmada yer almaması için el kaldıran tarafların başında AB’nin geldiğini de hatırlatalım.

Türkiye’ninTalebi: “Ekler” ve “Farklılaştırma” Kısmında

Paris’te ilk hafta Türkiye Delegasyonu ile yaptığımız görüşmede ulusal katkımızın revize edilebileceği bilgisini aldık. Türkiye’nin ilk haftaki ADP oturumlarındaki talebi “differentiation” ve Sözleşmenin Ek’ler kısmında belirginleşti.

Ayrıntılar, COP 21’in ilk haftasında İKV’yi temsilen bulunan İKV Uzmanı İlge Kıvılcım’ın konferansa dair izlenimlerinin yer aldığı değerlendirme notundan (No.167) ulaşılabilir.

AB Programları Finansal Araçlar Semineri İstanbul’da Gerçekleştirildi

By Haberler

İKV ev sahipliğinde, Avrupa Yatırım Bankası (AYB), Avrupa Yatırım Fonu (AYF) ve AB Bakanlığı işbirliğiyle “2014-2020 AB Programları Finansal Araçlar Semineri” başlıklı toplantı, 26 Kasım 2015 tarihinde, İstanbul’da gerçekleşti.

Açış konuşmalarını İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, AYB Türkiye Direktörü Massimo d’Eufemia ile AB Bakanlığı Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Daire Başkanı Kayhan Özüm’ün gerçekleştirdiği seminere ilgi oldukça yoğun oldu. İKV Genel Sekreteri Nas konuşmasında, İKV çalışma alanlarından ve Türkiye-AB sürecine yapmış olduğu katkılardan bahsederken, AB Programlarından daha verimli kullanılması için bu tür seminerlere desteklerinin süreceğini belirtti. AYB Türkiye Direktörü d’Eufemia ise seminerin düzenlenmesi sağlayan AB Bakanlığı ve İKV’ ye teşekkür ederken, AYB’nin Türkiye’de gerçekleştirdikleri faaliyetlere kısaca değindi.  AB Bakanlığı Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Daire Başkanı Özüm ise, AB Bakanlığı’nın birçok hedefinin Avrupa2020 hedefleriyle doğru orantılı ilerlediğini belirtti. Yapısal ve yenilikçi bir form getirildiğini vurgulayan Özüm, birlik programlarının amacının ülkelerin birlikte çalışması olduğunu katılımcılara aktardı.

Toplantının “Kredilendirme Ürünlerine Genel Bakış” konulu ilk oturumunun moderatörlüğünü, AYB Grubu Ankara Temsilcisi Lara Tassan Zanin üstlendi. Zanin’in ardından ise oturumun ilk konuşmacısı AYF’den Tomasz Kozlowski,  “Ufuk 2020/InnovFin Kobi Güvence İmkanı” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

Kozlowski sözlerine, AYF ekibinin farklı programlar geliştirdiğini ve bu programların borç ve öz sermaye konularına odaklandığını katılımcılara aktararak başladı. InnovFin’in, geniş kapsamlı ürünler sundukları bir platform olduğunu açıklayarak, Ufuk2020’nin ise inovasyonu hedeflediğini belirtti. Finansal aracılarla işbirliği yapıldığını dile getiren Kozlowski, projeye yaklaşık olarak 8 milyar avroluk bir desteğin söz konusu olduğunu dile getirdi. KOBİ’lere 5 milyar avroluk bir desteğin söz konusu olduğunu ve tüm KOBİ’lere eşit başvuru koşulları ile hakların sunulduğunu belirtti. Para/vade uyumsuzluğu durumunun bünyelerinde söz konusu olmadığı gibi önemli bir detayı da katılımcılara açıkladı.

Türkiye’den başvuruda bulunmuş olan bir bankanın bulunduğunu söyleyen Kozlowski, günümüzde yalnızca ana kredilere odaklı olduklarını ve ilerleyen süreçte ek kredilere de odaklanacaklarını açıkladı. Yenilikçi KOBİ’lerin projeden yararlanmalarını istediklerini belirten Kozlowski, nihai firmaya ürünler sunmanın da amaçları arasında yer aldığını ortaya koydu.

Kozlowski’nin sunumunun ardından, Halkbank Uluslararası Bankacılık ve Yapılandırılmış Finansman Daire Müdürü Recep Güleç, konuşmasını gerçekleştirdi. Bankanın, AYB Risk Paylaşımı Araçları Partneri olduğunu ve AYB ile bu güne kadar 13 anlaşma imzalamış olduklarını belirten Güleç, anlaşma hacimlerinin 1,36 milyon avro tutarında olduğunu sözlerine ekledi. Bankacılık sektörünün günümüzdeki ihtiyacının daha çok TL’ye yönelik olduğunu dile getiren Güleç, risk yönetimi konusunda kendi içlerinde çalışmalar yürüttüklerini açıklayarak sözlerini noktaladı.

Güleç’in konuşmasını, AYF’den bir diğer önemli isim olan Gunnar Mai’nin konuşması izledi. Mai, “COSME Kredi Garanti İmkânı (LGF)” konusu üzerinde açıklamalar yaparak bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda, programlarının 1998 yılından beri devam etmekte olduğunu belirten Mai, Avrupa çerçevesinde başlayan çalışmalarına zamanla tüm dünyaya açılarak devam ettiklerini aktardı.

Mai, COSME Programının KOBİ odaklı olduğunu ve 2020 yılına kadar süreceğini sözlerine ekleyerek; programın kişinin politikasına yönelik ve özel olarak hazırlandığını belirtti. Kayıp ve zararların teminatı için finansal kurumlar aracılığıyla finansal yardım sağlandığını açıklayan Mai, ücretin söz konusu olmadığını ve doğrudan garanti sağlandığını katılımcılara hatırlattı. Destekledikleri kredilerin genişletildiğini açıklamasının ardından Mai, banka kredilerinin de kapsamlarında olduğunu dile getirdi.

Sözlerine CIP başarılarına değinerek devam eden Mai, Haziran 2013’ten beri 73 anlaşmanın imzalandığını, 24 ülkeye ulaşıldığını ve 373 binin üzerinde KOBİ’nin desteklendiğini açıkladı. Mai sözlerini, KOBİ’lere sağlanan kredinin kaldıraç etkisinin 30’un üzerinde olduğunu belirterek tamamladı.

Kahve arasının ardından, toplantının ikinci oturumuna geçildi. “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracına Genel Bakış” konulu oturumun konuşmacısı Kozlowski, “Ufuk 2020/InnovFin Kobi Risk Sermayesi” ve “COSME Büyüme İçin Özkaynak Kolaylığı (EFG)”  konularını ele aldı. Kozlowski, genel çerçevede, AYF’nin garanti konusunda ne gibi adımlar attığını açıkladı. AYF’nin özel sermaye yatırımlarını desteklemeyi amaçladığını belirten Kozlowski, AB Programları etkisinde gerçekleştirdikleri fonlamalara değindi. Kozlowski, sözlerine CIP ve GIF projelerinin başarılarını ele alarak devam etti. Yeni programları kapsamında GIF1 ve GIF2 programlarına değinerek sunumunu ilerleten Kozlowski, yeni program kapsamında işletme STK’larına odaklanıldığını vurguladı.

Sözlerini tamamlamadan önce COSME ve InnovFin SME programları hakkında açıklamalarda bulunan Kozlowski, bu iki projenin uygunluk kriterlerinden bahsetti. Kozlowski sözlerini, katılımcıları Avrupa Yatırım Fonu’na başvurma yolları konusunda aydınlatarak sonlandırdı.

Toplantı, “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracına Genel Bakış” isimli oturumun ardından “Kredilendirme Ürünlerine Genel Bakış” konulu oturuma geçilmesiyle devam etti. Moderatörlüğünü AYB Ankara Temsilcisi Lara Tassan Zanin’in üstlendiği oturumun konuşmacıları; AYF’den önemli isimler Gunnar Mai ve Cristina Dumitrescu oldu. Oturuma bu isimlerin yanı sıra Caixabank (AYB’nin Avrupa’daki ilk ERASMUS+ partneri, MicroBank) Türkiye Ofisi Müdürü Victor Granero, konuk konuşmacı olarak katıldı.

Oturumun ilk konuşmacısı Gunnar Mai sözlerine, Erasmus + Programı’nı genel hatlarıyla katılımcılara tanıtarak başladı. Erasmus Programı örnek alınarak oluşturulan projenin temel amacının lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin hareketliliğini artırmak olduğunu vurgulayan Mai, katılım şartlarına değinerek sözlerine devam etti. Programın yalnızca yüksek lisans öğrenimi görecek olan öğrencileri kapsadığını belirten Mai, hedeflerinin çok sayıda öğrenciye ulaşmak olduğunun altını çizdi.

Gunnar Mai’nin ardından söz alan Victor Granero, AYB Grubu’nun Avrupa’daki ilk ERASMUS+ partneri olan Caixabank’i katılımcılara tanıtarak sunumuna başladı. Caixabank’ın, Erasmus+ Projesi’ne finansmanda bulunan MicroBank’ın yüzde 100 mülkiyetine sahip olduğunu belirten Granero, bankanın çok sayıda STK ve derneğe destek verdiğinin altını çizdi. Genel bilgilerin ardından MicroBank’ın kuruluş amacına ve faaliyetlerine değinen Granero, temel hedeflerinin kredi vermek olduğunu açıkladı.

Granero’nun ardından ise söz, AYF’den Cristina Dumitrescu’ya geçti. Mikrofinansman ve sosyal kapsayıcılık finansmanı (EaSI) kavramlarını katılımcılara tanıtan Dumitrescu, bu tip finansmanların, savunmasız grupların sosyal hayata katılımını sağladığını belirtti. Sözlerine Teknik Yardım Programı JASMIN’den bahsederek devam eden Dumitrescu, temel hedeflerinin, mikro işletmelerin finansmana ulaşımını kolaylaştırmak olduğunu dile getirdi. EaSI kapsamında sosyal teşebbüs kavramını katılımcılara açıklayan Dumitrescu, sosyal teşebbüslerin aktiviteleri konusunu ele aldı.

Toplantının öğleden sonra gerçekleşen oturumlarında, katılımcıların daha detaylı bilgiler edinmeleri için soru cevap kısmının uzun tutulduğu bölümler gerçekleşti. Çalıştaylar, “AB Finansmanına Erişim: AYB Grubu Tarafından Sunulan Finansal Araçlar” ana başlığı altında, iki salonda yürütüldü.  KOSGEB Başkan Yardımcı Ahmet Karakoç’un yaptığı açış konuşmasının ardından, Gunnar Mai’nin “COSME Kredi Garanti Kolaylığı” ve Cristina Dumitrescu’nun  “EaSI Garanti Finansal Aracı” çalıştayları eş zamanlı olarak gerçekleşti. Mai ve Dumitrescu, sabah oturumunda verdikleri bilgileri detaylandırarak katılımcıların sorularını cevaplandırdı.

Tomasz Kozlowski’nin “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracı: InnovFin Kobi Risk Sermayesi COSME Büyüme İçin Öz kaynak Kolaylığı” ile Gunnar Mai’nin “ERASMUS+ Yüksek Lisans Kredi Garanti Kolaylığı” çalıştayları gerçekleşti.

Seminerin son oturumunda, Kozlowski’nin “InnovFin Kobi Garanti Kolaylığı” çalıştayı gerçekleşti. AB düzenlemeleri ile uyum, uygunluk-elverişlilik süresi ve inovasyon kavramlarına vurgu yapılan oturumun tamamlanması ile yoğun program sona erdi.