HongKong’daki the Chinese University of HongKong’un düzenlediği toplantıya Turabder ve Avrupa Hareketi- Türkiye adına Prof. Dr. H. Gül G. Turan katıldı. Çin’in başını çekmeyi istediği projenin tanıtımı ilk kez Çin Cumhurbaşkanı Xİ Jinping tarafından Kazakistan’a Eylül 2013 te yaptığı resmi ziyaret sırasında açıklandı. Bkz ( http://news.xinhuanet.com/english/2015-03/28/c_134105435.htm). Toplantıda 32 ülkeden 90 a yakın katılımcı gelmişti. Orta Asya, Batı ve Güney Asya, Afrika ülkelerinde bir taraftan konunun iktisadi, finasal ve hukuki yönleri görüşülürken diğer taraftan konunun sosyal, kültürel ve siyasi yönleri irdelendi.
Kyoto Protokolü’nün ne kadar etkili olduğu uzun yıllardır tartışma konusu. Nitekim bugün sadece 38 ülke Kyoto’ya yönelik hedef belirlemiş durumda ve bu sayı dünyadaki toplam emisyonun sadece yüzde 12’si. Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan resmi belgelerde de Kyoto’nun uluslararası boyutta iklim değişikliği ile mücadelede yetersiz olduğunun vurgulandığını belirtmek gerekir. Hatta bu yıl, Paris müzakerelerinin, Kyoto Protokolü’nün kabul edilmesi için yürütülen müzakere sürecinin aynı etkisiz hali gibi olduğu yorumları oldukça yaygın.
Gelinen noktada 195 ülke, yaklaşık 40 bin delegasyon ile 30 Kasım-11 Aralık 2015 tarihlerinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 21’inci Taraflar Toplantısı (COP 21) kapsamında Paris’te bir araya geldi. Amaç, küresel ısınmanın 2 dereceyi aşmayacak şekilde tutulmasına yardımcı politikaları oluşturmak ve bu amacın çerçevesini çizecek, 2020 yılından itibaren geçerli olacak yeni iklim değişikliği anlaşmasını imzalamak. Ancak sonuçlar, bu 2 derecenin altında olacak bir küresel ısınmanın olmayacağı yönünde. Paris’teki müzakerelerde de bu en büyük sorun.
Ayrıca COP 21’in ilk haftasında ADP (The Ad Hoc Working Group Platform For Enhanced Action) taslak metni açıklandı. Müzakereleri yürüten yan organ olarak “Durban Platformu” kapsamında kurulan ADP, bir bakıma konferansın ikinci haftasına yönelik yasal süreci başlatmakta. ADP taslak metni sözleşmeye yönelik karar organı olan Taraflar Konferansı’na (COP) 5 Aralık 2015 tarihinde iletildi. Buna rağmen, taslak metin içinde paranteze alınan başka bir ifade ile ikinci hafta müzakereye açılması istenilen konular da mevcut. Bunlar “insan hakları”, “göç (migration)” ve “yerel halklar” ifadeleri. Bu ifadelerin yeni anlaşmada yer alıp almayacağı sorusuna ilişkin henüz net bir yanıt yok.
Göç konusunun anlaşmada yer almaması için el kaldıran tarafların başında AB’nin geldiğini de hatırlatalım.
Türkiye’ninTalebi: “Ekler” ve “Farklılaştırma” Kısmında
Paris’te ilk hafta Türkiye Delegasyonu ile yaptığımız görüşmede ulusal katkımızın revize edilebileceği bilgisini aldık. Türkiye’nin ilk haftaki ADP oturumlarındaki talebi “differentiation” ve Sözleşmenin Ek’ler kısmında belirginleşti.
Ayrıntılar, COP 21’in ilk haftasında İKV’yi temsilen bulunan İKV Uzmanı İlge Kıvılcım’ın konferansa dair izlenimlerinin yer aldığı değerlendirme notundan (No.167) ulaşılabilir.
İKV ev sahipliğinde, Avrupa Yatırım Bankası (AYB), Avrupa Yatırım Fonu (AYF) ve AB Bakanlığı işbirliğiyle “2014-2020 AB Programları Finansal Araçlar Semineri” başlıklı toplantı, 26 Kasım 2015 tarihinde, İstanbul’da gerçekleşti.
Açış konuşmalarını İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, AYB Türkiye Direktörü Massimo d’Eufemia ile AB Bakanlığı Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Daire Başkanı Kayhan Özüm’ün gerçekleştirdiği seminere ilgi oldukça yoğun oldu. İKV Genel Sekreteri Nas konuşmasında, İKV çalışma alanlarından ve Türkiye-AB sürecine yapmış olduğu katkılardan bahsederken, AB Programlarından daha verimli kullanılması için bu tür seminerlere desteklerinin süreceğini belirtti. AYB Türkiye Direktörü d’Eufemia ise seminerin düzenlenmesi sağlayan AB Bakanlığı ve İKV’ ye teşekkür ederken, AYB’nin Türkiye’de gerçekleştirdikleri faaliyetlere kısaca değindi. AB Bakanlığı Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Daire Başkanı Özüm ise, AB Bakanlığı’nın birçok hedefinin Avrupa2020 hedefleriyle doğru orantılı ilerlediğini belirtti. Yapısal ve yenilikçi bir form getirildiğini vurgulayan Özüm, birlik programlarının amacının ülkelerin birlikte çalışması olduğunu katılımcılara aktardı.
Toplantının “Kredilendirme Ürünlerine Genel Bakış” konulu ilk oturumunun moderatörlüğünü, AYB Grubu Ankara Temsilcisi Lara Tassan Zanin üstlendi. Zanin’in ardından ise oturumun ilk konuşmacısı AYF’den Tomasz Kozlowski, “Ufuk 2020/InnovFin Kobi Güvence İmkanı” konulu bir sunum gerçekleştirdi.
Kozlowski sözlerine, AYF ekibinin farklı programlar geliştirdiğini ve bu programların borç ve öz sermaye konularına odaklandığını katılımcılara aktararak başladı. InnovFin’in, geniş kapsamlı ürünler sundukları bir platform olduğunu açıklayarak, Ufuk2020’nin ise inovasyonu hedeflediğini belirtti. Finansal aracılarla işbirliği yapıldığını dile getiren Kozlowski, projeye yaklaşık olarak 8 milyar avroluk bir desteğin söz konusu olduğunu dile getirdi. KOBİ’lere 5 milyar avroluk bir desteğin söz konusu olduğunu ve tüm KOBİ’lere eşit başvuru koşulları ile hakların sunulduğunu belirtti. Para/vade uyumsuzluğu durumunun bünyelerinde söz konusu olmadığı gibi önemli bir detayı da katılımcılara açıkladı.
Türkiye’den başvuruda bulunmuş olan bir bankanın bulunduğunu söyleyen Kozlowski, günümüzde yalnızca ana kredilere odaklı olduklarını ve ilerleyen süreçte ek kredilere de odaklanacaklarını açıkladı. Yenilikçi KOBİ’lerin projeden yararlanmalarını istediklerini belirten Kozlowski, nihai firmaya ürünler sunmanın da amaçları arasında yer aldığını ortaya koydu.
Kozlowski’nin sunumunun ardından, Halkbank Uluslararası Bankacılık ve Yapılandırılmış Finansman Daire Müdürü Recep Güleç, konuşmasını gerçekleştirdi. Bankanın, AYB Risk Paylaşımı Araçları Partneri olduğunu ve AYB ile bu güne kadar 13 anlaşma imzalamış olduklarını belirten Güleç, anlaşma hacimlerinin 1,36 milyon avro tutarında olduğunu sözlerine ekledi. Bankacılık sektörünün günümüzdeki ihtiyacının daha çok TL’ye yönelik olduğunu dile getiren Güleç, risk yönetimi konusunda kendi içlerinde çalışmalar yürüttüklerini açıklayarak sözlerini noktaladı.
Güleç’in konuşmasını, AYF’den bir diğer önemli isim olan Gunnar Mai’nin konuşması izledi. Mai, “COSME Kredi Garanti İmkânı (LGF)” konusu üzerinde açıklamalar yaparak bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda, programlarının 1998 yılından beri devam etmekte olduğunu belirten Mai, Avrupa çerçevesinde başlayan çalışmalarına zamanla tüm dünyaya açılarak devam ettiklerini aktardı.
Mai, COSME Programının KOBİ odaklı olduğunu ve 2020 yılına kadar süreceğini sözlerine ekleyerek; programın kişinin politikasına yönelik ve özel olarak hazırlandığını belirtti. Kayıp ve zararların teminatı için finansal kurumlar aracılığıyla finansal yardım sağlandığını açıklayan Mai, ücretin söz konusu olmadığını ve doğrudan garanti sağlandığını katılımcılara hatırlattı. Destekledikleri kredilerin genişletildiğini açıklamasının ardından Mai, banka kredilerinin de kapsamlarında olduğunu dile getirdi.
Sözlerine CIP başarılarına değinerek devam eden Mai, Haziran 2013’ten beri 73 anlaşmanın imzalandığını, 24 ülkeye ulaşıldığını ve 373 binin üzerinde KOBİ’nin desteklendiğini açıkladı. Mai sözlerini, KOBİ’lere sağlanan kredinin kaldıraç etkisinin 30’un üzerinde olduğunu belirterek tamamladı.
Kahve arasının ardından, toplantının ikinci oturumuna geçildi. “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracına Genel Bakış” konulu oturumun konuşmacısı Kozlowski, “Ufuk 2020/InnovFin Kobi Risk Sermayesi” ve “COSME Büyüme İçin Özkaynak Kolaylığı (EFG)” konularını ele aldı. Kozlowski, genel çerçevede, AYF’nin garanti konusunda ne gibi adımlar attığını açıkladı. AYF’nin özel sermaye yatırımlarını desteklemeyi amaçladığını belirten Kozlowski, AB Programları etkisinde gerçekleştirdikleri fonlamalara değindi. Kozlowski, sözlerine CIP ve GIF projelerinin başarılarını ele alarak devam etti. Yeni programları kapsamında GIF1 ve GIF2 programlarına değinerek sunumunu ilerleten Kozlowski, yeni program kapsamında işletme STK’larına odaklanıldığını vurguladı.
Sözlerini tamamlamadan önce COSME ve InnovFin SME programları hakkında açıklamalarda bulunan Kozlowski, bu iki projenin uygunluk kriterlerinden bahsetti. Kozlowski sözlerini, katılımcıları Avrupa Yatırım Fonu’na başvurma yolları konusunda aydınlatarak sonlandırdı.
Toplantı, “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracına Genel Bakış” isimli oturumun ardından “Kredilendirme Ürünlerine Genel Bakış” konulu oturuma geçilmesiyle devam etti. Moderatörlüğünü AYB Ankara Temsilcisi Lara Tassan Zanin’in üstlendiği oturumun konuşmacıları; AYF’den önemli isimler Gunnar Mai ve Cristina Dumitrescu oldu. Oturuma bu isimlerin yanı sıra Caixabank (AYB’nin Avrupa’daki ilk ERASMUS+ partneri, MicroBank) Türkiye Ofisi Müdürü Victor Granero, konuk konuşmacı olarak katıldı.
Oturumun ilk konuşmacısı Gunnar Mai sözlerine, Erasmus + Programı’nı genel hatlarıyla katılımcılara tanıtarak başladı. Erasmus Programı örnek alınarak oluşturulan projenin temel amacının lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin hareketliliğini artırmak olduğunu vurgulayan Mai, katılım şartlarına değinerek sözlerine devam etti. Programın yalnızca yüksek lisans öğrenimi görecek olan öğrencileri kapsadığını belirten Mai, hedeflerinin çok sayıda öğrenciye ulaşmak olduğunun altını çizdi.
Gunnar Mai’nin ardından söz alan Victor Granero, AYB Grubu’nun Avrupa’daki ilk ERASMUS+ partneri olan Caixabank’i katılımcılara tanıtarak sunumuna başladı. Caixabank’ın, Erasmus+ Projesi’ne finansmanda bulunan MicroBank’ın yüzde 100 mülkiyetine sahip olduğunu belirten Granero, bankanın çok sayıda STK ve derneğe destek verdiğinin altını çizdi. Genel bilgilerin ardından MicroBank’ın kuruluş amacına ve faaliyetlerine değinen Granero, temel hedeflerinin kredi vermek olduğunu açıkladı.
Granero’nun ardından ise söz, AYF’den Cristina Dumitrescu’ya geçti. Mikrofinansman ve sosyal kapsayıcılık finansmanı (EaSI) kavramlarını katılımcılara tanıtan Dumitrescu, bu tip finansmanların, savunmasız grupların sosyal hayata katılımını sağladığını belirtti. Sözlerine Teknik Yardım Programı JASMIN’den bahsederek devam eden Dumitrescu, temel hedeflerinin, mikro işletmelerin finansmana ulaşımını kolaylaştırmak olduğunu dile getirdi. EaSI kapsamında sosyal teşebbüs kavramını katılımcılara açıklayan Dumitrescu, sosyal teşebbüslerin aktiviteleri konusunu ele aldı.
Toplantının öğleden sonra gerçekleşen oturumlarında, katılımcıların daha detaylı bilgiler edinmeleri için soru cevap kısmının uzun tutulduğu bölümler gerçekleşti. Çalıştaylar, “AB Finansmanına Erişim: AYB Grubu Tarafından Sunulan Finansal Araçlar” ana başlığı altında, iki salonda yürütüldü. KOSGEB Başkan Yardımcı Ahmet Karakoç’un yaptığı açış konuşmasının ardından, Gunnar Mai’nin “COSME Kredi Garanti Kolaylığı” ve Cristina Dumitrescu’nun “EaSI Garanti Finansal Aracı” çalıştayları eş zamanlı olarak gerçekleşti. Mai ve Dumitrescu, sabah oturumunda verdikleri bilgileri detaylandırarak katılımcıların sorularını cevaplandırdı.
Tomasz Kozlowski’nin “AB Tek Girişim Sermayesi Finansal Aracı: InnovFin Kobi Risk Sermayesi COSME Büyüme İçin Öz kaynak Kolaylığı” ile Gunnar Mai’nin “ERASMUS+ Yüksek Lisans Kredi Garanti Kolaylığı” çalıştayları gerçekleşti.
Seminerin son oturumunda, Kozlowski’nin “InnovFin Kobi Garanti Kolaylığı” çalıştayı gerçekleşti. AB düzenlemeleri ile uyum, uygunluk-elverişlilik süresi ve inovasyon kavramlarına vurgu yapılan oturumun tamamlanması ile yoğun program sona erdi.
TURABDER (Avrupa Hareketi Türkiye) Uluslararası Avrupa Hareketi’nin Brüksel’deki Üye Ülke Konsey toplantısına katılmıştır. Turabder’i toplantıda Genel Sekreter Ela Taşkent temsil etmiştir. http://europeanmovement.eu/news/european-movement-adopts-new-policy-positions-at-members-council/
1. I listened to the reasons bringing you from the idea of being a ballerina to the one of being an economist. What brought you to focus also on the themes of youth unemployment and non-formal education and the role civil societies can have in this field?
Answer: Having lived and studied in Algeria and Egypt, having travelled in remote areas of my home country Turkey, I felt it necessary to understand better the dual life style of these societies, to know what economic development implied, see how things could be changed, improved. I then thought that economics would be the answer. Becoming aware that it was politics that determined the type of economic policies applied in a country led me to work more and more on political economy issues. Politics determine economics and vice versa. Besides teaching I also have administrative responsibilities. This allows me to be in close contacts with students, young people graduating and wishing to find decent jobs. Giving talks, making presentations to various civil society organizations made me aware of their importance leading me to work for one of them. But my main specialty is banking and international finance.
2. You have been mostly working in Turkey: do you think that the motives of unemployment here are the same as in the rest of Europe?
Answer: I have taken sabbatical leaves more than once which allowed me to spend time in France and the US, I have travelled all around the world to give conferences and these opportunities have given me the chance to learn, compare for myself different economies. Unemployment is a general disease and one can find multiple reasons for it. Some are the same as in the developed countries and some are specific to developing ones. In developing countries where population increase is high creating new jobs become problematic, when people living in rural areas decide to move into cities creating jobs for these unskilled people is not easy, when the level of GDP (Gross domestic product) of the country is low, income per capita is not high the government is not able to allocate enough funds to education.
3.What are the valuable skills for today’s work environment that can be acquired through non-formal education?
Answer :. Working within a youth organization can be viewed as one form of non formal education. It enables you and your friends to acquire skills such as the ability to communicate with others, to express yourself intelligently and use words effectively. Discussions held during these meeting make you realize the importance of knowledge and creativity. Travelling in different places, meeting people of different nationalities and culture enhances you imagination. Curiosity about what surrounds you makes you more knowledgeable. Training in the right place will also lead to the same results. “To-day’s working environment” is an expression that needs to be discussed in depth. Working environment may imply different things for different people. What is it that you really want? What is the ideal environment for you? The answer will depend on the type of person that you are, thus in certain cases you may not want to be part of this “working environment”….
4. Germany, Austria and the Netherlands are the countries performing better in terms of low youth unemployment. What do you think the role of non-formal education is in this situation?
Answer: I think that Sweden, Denmark and Norway are also doing quite well. Social democrat governments attach great importance to education and to questions related to unemployment in general. Politics play an important role. Policy priorities of different parties differ. One can now see a move towards more nationalistic regimes in some of the EU countries leading them to talk about closing their borders, ending the Shengen regime.
5. Do you have suggestions in order to help changing employers’ mentality in order to recognize achievement of non-formal education?
Answer: It is most difficult to try to promote specialized programs in small and medium sized enterprises where skilled and educated workers are not essential. In certain cases the government can subsidize in-company training, in other cases such as in Japan training is viewed as the responsibility of firms. In Turkey for example banks train their employees for several months and pay them before employing them. On the job training is important in certain sectors but not so in others. Employers know what they need, and if they do not find the required skilled elements then they train them out of necessity.
6. You talked about the necessity to understand the required positions from market and match with individual competences. Does this mean that people have to stop following their dreams if they do not match?
Answer: The choice will always be yours. What I meant is that your dreams may not correspond with the reality, with what the market wants. Job creation is to-day concentrated in high skilled areas, and if you want to avoid unemployment or low income or job insecurity you will have to behave accordingly. If you insist on pursuing your dreams that will be your choice and you could still be happy doing what you like best.
7. Can universities in Turkey or elsewhere promote youth employment. Can you tell me how this is could be done?
Answer: High school graduates wishing to enter the university system must pass a two stage university entrance exam. Those students who fail the second exam are allowed to enroll in either a 2 year vocational school or a 4 year vocational school. This is a second chance opportunity for them to obtain a diploma that will allow them to secure a good job. E-learning centers could be formed to train young people wishing to work in the IT sector or wanting to operate a small sized enterprise of their own and these courses could be free of charge. These students would thus be able to increase their skills in management, accounting and different programs. Business associations, the government, a university, large firms could also cooperate to put together a vocational program
TURABDER (Avrupa Hareketi Türkiye) Soho House Hollings Center’de Dış Politikada Kadınlar grubunun Doç.Dr. Zeynep Alemdar başkanlığında düzenlediği ve Uluslararası Para Fonu kıdemli iktisatçısı Ferhan Salman’ın Cinsiyet Eşitliliğinin Makroekonomik Kazançları adlı konuşmasını yaptığı toplantıya katılmıştır
TURABDER (EM-Turkey) Güney-Kuzey Akdeniz Diyaloğunun GFAR, İskenderiye Kütüphanesi ile beraber düzenledikleri Kırsal Topluluklar: Geride Kimse Kalmasın” adlı kongresine katılmıştır. Kongrede TURABDER başkanı “Gıda Güvenliği ve Doğal Kaynakların Sürdürülebilir Kullanımı “adlı çalışma grubunu yönetmiştir.

