• google
  • linkedin
  • whatsapp

Bitcoin İle İnsan Hakları Arasında Türkiye’de Yeniden AB’yi Düşünmek

TARİH: 22 Şubat 2018 0:00

Yönetim Kurulu Üyemiz Doç.Dr. Zeynep Alemdar'ın bu yazısı Sosyal Demokrat Dergisinde yayınlanmıştır.Bakınız http://www.sosyaldemokratdergi.org/zeynep-alemdar-bitcoin-ile-insan-haklari-arasinda-turkiyede-yeniden-abyi-dusunmek/

2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yapay zeka Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının %79’unu öngörebiliyor.[1] İnsan Hakları Mahkemesi’nin hem de işkence ve kötü muamele, adil yargılanma ve özel yaşam hakkı gibi konulardaki davalarda aldığı kararların bilgisayar programlarıyla öngörülebildiği bir dönemde yaşıyoruz. Dünya Ekonomik Forumu’nun Mesleklerin Geleceği Raporu’na göre bugün ilkokula başlayan çocukların %65’i şu anda mevcut olmayan, bilmediğimiz bir işte çalışıyor olacak. Teknoloji böyle bir hızla değişerek bildiğimiz dünyayı da dönüştürüyor. Örneğin, Almanya’nın başı çektiği Sanayi 4.0, kapitalizmin de kurallarını değiştirdi. Eskiden sermaye ve işgücü faktörleriyle oynanarak yapılan verimlilik hesapları artık verimliliği kendi başına bir faktör alarak onun üzerinden gelir nasıl artar üzerine yapılıyor. “Block-chain” teknolojisi, aslında kişiler arasındaki güvene dayalı işlemlerin bankalar gibi devletlerin kontrolünden çok da kurtulamayan kurumlar tarafından kaydedilmesi ihtiyacını ortadan kaldıran bir şifre yapısıyla şu sıralar her gün ismini duyduğumuz Bitcoin adlı bir kripto-para çeşidi yaratmış durumda.

Teknoloji, endüstri ve ekonomi bu şekilde ve -daha da önemlisi- şimdiye kadar dünya tarihinde rastlanmamış bir hızla değişirken, alışılmış düşünce kalıplarımızı kırmaktan başka bir çaremiz yok. Her ne kadar gündem içinde boğuluyor ve bugünden yarına hangi haberle uyanacağımızı bilemiyorsak da, Türkiye’nin demokratikleşmesi için çalışanların ve hukukun üstünlüğü, insan hakları ve ifade özgürlüğünden yoksun bir ülkede yaşamak istemeyenlerin Türkiye için bir gelecek düşüncesi oluşturması gerekiyor. Ekonomik ve siyasi olarak önümüzde 2023 vizyonu dışında geliştirilmiş bir gelecek planı yok. Eski öğretilerimizden, şüphelerimizden sıyrılarak ortak bir gelecek tahayyülü yaratmak zorundayız.

Bu düşüncede Avrupa’nın da çok önemli bir yeri olduğu aşikar. Avrupa içinde bulunduğu kriz nedeniyle  kendi kendini yeniden tasarlar, geleceğini nasıl şekillendireceği üzerine planlar yaparken, bizler için de en iyi zamanlama şimdidir. Türkiye’de de şimdiye kadar hep Avrupa’nın bizi nasıl algıladığı, bize nasıl davrandığı, tam üyelik verip vermeyeceği üzerinden kurduğumuz Avrupa düşüncesini Türkiye’de bizler nasıl bir Avrupa isteriz üzerinden kurmalıyız.

Şu anda tüm devletler ve uluslararası kurumlar hem kendi varlıklarını nasıl sürdürebilecekleri hem de bu sistemsizliği kendi sistemleriyle nasıl uyumlandıracakları üzerine çabalıyorlar. Herkes sistemle bildiği şekilde başetmeye çalıştığından bir yandan popülist söylemler, ulus-devletlerin ezberi olan milliyetçilik, militarizm olanca çirkinlikleriyle ortalığa dökülürken, bir yandan da dayanışmacı birliktelikler, ezber bozmaya çalışan siyasi hareketler ve bu farklı uçların arasındaki geçişler, birbirlerinin karşılarına çıkarken ürettikleri dil, aslında içinde bulunduğumuz siyaseti çok farklı şekillerde etkiliyor. Avrupa’da Macaristan başbakanı Victor Orban ya da Hollandalı aşırıcı Geert Wilders’a karşı Avrupa’nın sosyalistleri ve demokratları “Together (Beraber)” adlı hareketin altında birleşip daha sosyal bir Avrupa’nın yeniden nasıl yaratılabileceği üzerine çalışıyorlar.

Türkiye’de AB’ye yüksek kamuoyu desteği

Peki Türkiye’de neler oluyor? IKV’nin 2018 Ocak ayında açıklanan kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de AB üyeliğine destek, 2017 yılında %78.9’a yükselmiş durumda. Nisan 2017 referandumundan sonra oldukça gerilen Türkiye-AB ilişkilerine karşın AB yanlılığının bu kadar yüksek olması, Türkiye’de AB hakkındaki kamuoyu araştırmaları açısından oldukça ilginç. Normal zamanlarda Türkiye’de AB üyeliği desteği hep AB’nin Türkiye’ye nasıl davrandığı üzerine yetkililer ve medya tarafından yaratılan polemikle doğrudan orantılıdır. AB-Türkiye ilişkilerinin resmi olarak iyi olduğu zamanlarda kamuoyu da bunu takip eder, resmi ilişkiler kötü olduğu zamanlarda halk da zaten AB’den nefret ediyordur. Oysa AB ile resmi ilişkilerin çok sorunlu olduğu, seçimlerden bakanın “istenmeyen yabancı” ilan edilmesine kadar görülmemiş gerginliklerin olduğu zamanda AB’ye desteğin artmış olmasını nasıl açıklayabiliriz?

%87.8’i Avrupa’yı hiç ziyaret etmemiş; AB hakkında “biraz” bilgi sahibi olduğunu belirten; AB hakkındaki bilgisi gazete, TV ve radyolardan gelen ve %68’i Türkiye’nin AB üyesi olmayacağına inanan halk neden AB’yi desteklesin?  Refah ve ekonomik gelişmişlik seviyesinin iyileşeceğine, Avrupa’da yerleşme, dolaşım ve eğitim hakkı olacağına ve demokrasi ve insan haklarının gelişeceğine inandıklarından.[2] “AB sizin için ne ifade ediyor?” diye sorulduğunda ise cevap “yüksek refah, demokrasi ve kültür ve uygarlık”.

Peki siyasetçilerin AB söylemleri nasıl? CHP hükümetten bağımsız, yukarıda bahsettiğimiz döneme uygun bir dış politika söylemi üretmek bir yana, dünyanın ve bölgenin dinamiklerini anlamaktan uzak, eski öğretilerle kısırlaşmış ve bu anketin sonuçlarına da bakarsak halkın nabzını da tutamayan bir halde. Hükümet, bir yandan Avrupalı ortaklar aramak için üst düzey ziyaretler düzenlerken,  bir yandan da aynı ziyaretler sırasında ilişkileri daha da geriyor. 65 yıl sonra ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde gerçekleşen Yunanistan ziyareti Ege adalarını işgal restleşmesine dönüştü. Fransa ziyareti Fransız medyasında hiç de Türkiye medyasındaki gibi başarılı ticari bir ziyaret olarak karşılanmadı;  Fransız Cumhurbaşkanı Macron, Türkiye’deki gelişmelerin Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bir ilerlemeye izin vermediğini söyledi.

Oysa şu anda AB, bir yandan kendi geleceğiyle ilgili endişelenirken -Avrupa kamuoyununun nabzını ölçen Eurobarometre bulgularına gore- 2014 yılından bu yana ilk kez terörizm ve göç sorunu Avrupa’da ekonomi ve işsizlikten daha büyük sorunlar olarak görülüyor. Dolayısıyla Avrupa’nın içinde bulunduğu terör endişesi, göçmen krizi ve AB’nin 2007 yılından bu yana içinde olduğu ekonomik kriz, Türkiye gibi önemli bir komşuyla ilişkilerin gözardı edilemeyeceği bir dönemde.

Türkiye, uluslararası konjonktürde oldukça kötü durumda. Ortadoğu, Rusya, Amerika’yla ilişkilerimiz Dışişleri’nin tüm geleneklerini ve bizim de tüm ezberlerimizi bozan bir şekilde yerle bir olmuş durumda. Oysa AB Türkiye’nin pusulasında hep aydınlanma, insan hakları, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğüne işaret eder. Dahası, AB, yazının başında değindiğimiz teknoloji, endüstri ve ekonomi değişimleriyle de başetmeye bizden çok daha hazırlıklı durumda. Biz kız çocuklarının hamilelikleri, erken evlenme yasalarıyla uğraşırken AB eğitim, araştırma ve inovasyon yatırımları sayesinde yeniden gücünü kazandı. Avrupa Yatırım Bankası inovasyon yatırımlarını 2008 yılından bu yana %87 oranında artırdı.[3]

Şu anda Türkiye’deki gidişattan memnun olmayan herkesin, bazen haklı nedenlerle hissettiği Avrupa şüpheciliğinden vazgeçip hala en önemli ekonomik partnerimiz, uzun bir ortak geçmişimiz olan, gelecekle başetmeye bizden daha çok hazırlıklı olan ve Türkiye’deki demokratikleşme sürecinde çıpa olarak katkısı bulunan Avrupa hakkında yeniden düşünmeye başlaması ve yeni politikalar üretmek üzerine düşünmesi gerekli.

AB’ye ilişkin düşünce ve politika üretimini nasıl yapabiliriz?

Avrupa kendisini, Yugoslavya’nın dağılmasının ardından yaşanan ve 20. yüzyılda topraklarının ortasında üçüncü kez ortaya çıkan korkunç savaş ve zulümün ardından AB’ye alelacele üye olarak aldığı eski Sovyet bloku ülkelerini ”nasıl AB’nin değerleriyle uyumlu tutarım?” sorusunun içinde buldu.

Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin popülist ve aşırıcı liderleri, bir yandan Avrupa’nın ortasında nefret söylemi sayılabilecek bir dille göçmen ve yabancı karşıtlığı yaparken; bir yandan da AB’nin kendi geleceği için yaptığı senaryolardan, AB üyesi ülkelerin istedikleri alanlarda bütünleşmeye katılıp diğer alanlarda bütünleşmenin dışında kalma senaryosuna karşı çıkıyor.  AB’nin geleceği tartışmalarında çok vitesli Avrupa ya da gönüllüler koalisyonu olarak adlandırılan bu senaryoya yeni Avrupa ülkelerinin karşı çıkma nedenleri, ikinci sınıf Avrupa üyeliği gibi bir durumda kalmaktan korkmaları.[4] Bu ülkelerin ikircikli yaklaşımı da gösteriyor ki, aslında AB hala bir değerler Avrupası olarak mevcut ve liderlerin popülist söylemlerinin ötesinde hala güven duyulan bir kurum olarak duruyor.

Türkiye’de de, Avrupa konusundaki tüm bilgisizliğe, daha doğrusu yanlış bilgi bolluğuna karşın, aslında Avrupa’nın temel haklar ve özgürlükler, sosyal haklar bakımından Türkiye’nin çok ilerisinde olduğu ve bu gelişmişlik düzeyine erişme yolunda ve hayalinde olmanın Türkiye’yi bölgesinde de öne çıkardığının bilinci mevcut. O nedenle şimdi düşünmemiz gereken,  Avrupa’nın bize nasıl davrandığı, tam üyelik, imtiyazlı ortaklık tartışmaları değil;  Türkiye’de bizler nasıl bir Avrupa isteriz olmalı. Nasıl bir AB ile ne tür ilişkiler Türkiye’nin demokratikleşmesi için faydalı olabilir? Türkiye’nin teknolojik ve ekonomik geleceği bakımından AB ile ne gibi ilişkiler bize daha faydalı olur? Her ne kadar bu fayda dili bir değerler tartışmasında hoşumuza gitmese de, Türkiye’de bazı kesimlerde kalıplaşmış reaksiyoner AB karşıtlığını ya da AB’ye yönelik umutsuz tavrın ötesinde, Avrupa ile ilgili bilgimizi artırmak bir çözüm olabilir. Örneğin Gümrük Birliği’nin yeniden müzakere edilmesi gibi ekonomik ve insan hakları, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ile hiç de ilişkili görülmeyen bir başlık, aslında kamu ihalelerinin hukuka uyumluluğu, rekabet koşullarının iyileştirilmesi ve anlaşmazlık çözme mekanizmalarının iyileştirilmesinin konu edileceği, bu nedenle de hukukun üstünlüğü ve bununla ilgili tüm alanlara da yansıyacak bir konu.

AB ile göç, uluslararası terörizm ve Gümrük Birliği konuları hala müzakerelere neden olurkenTürkiye içinde de bu konuları daha iyi bilmek ve Avrupa kendi geleceğini kurarken Türkiye’nin de bu gelecek içinde nerede olacağı üzerine kendisi için planlar yapmak belki bize de bu belirsiz zamanlarda bir umut verir.

 

[1] Münazara Masası, Sosyal Hukuk dergisi, Temmuz- Ağustos 2017, 34-35. http://www.ucl.ac.uk/news/news-articles/1016/241016-AI-predicts-outcomes-human-rights-trials

[2] IKV 2017 AB Araştırması, Basın Toplantısı Sunumu

[3] https://qz.com/597791/europe-is-lagging-the-us-in-innovation-but-thats-about-to-change/

[4] “Quo Vadis Avrupa? Brexit sonrası AB için Muhtemel 5 Gelecek Senaryosu,” IKV e-bülten1-15 Mart 2017.

 

İletişim Formu